Ehlibeyt (a.s) Haber Ajansı ABNA- Fakat Türkiye ‘Arap Baharı’ denilen halk hareketleri ile oluşan dönemi iyi okuyamadı. Baskıdan bıkan Arap halkları ve ekonomik istekler, İslami uyanışla beraber, hızlı bir ivme kazandı. ABD ve Batı bu istek ve ihtiyaçları kendi çıkarları için yönlendirmeyi başardı. İslami uyanışı ötelerken, eski liderler gitmiş ama sistem değişmemişti. Batı yanlısı Arap rejimleri Arap Baharı dönemi ile, daha da güçlendiler.
Arap kralları yerlerinde otururken, Mısır, Tunus, Yemen’de rejimin işleyişi açısından herhangi bir değişim olmadı. Hatta seçimlerde İslamcılar gerilerken, Mısır’da memnuniyetsizlik yeni bir darbe sürecini başlatarak, General Abdulfettah Sisi’yi iktidara getirdi.
Arap Baharı kışa dönerken, Suriye’deki halk hareketi ve sivil itaatsizlik, yabancı güçlerin yönlendirmesi ile ABD-İsrail emperyalizminin çıkarları için bir çatışmaya dönüştürüldü.
Türkiye bu dönemde iyi bir sınav vermedi.
Irak’taki tezkere nedeniyle sicili bozuk olan Türkiye, Libya’da önce Nato müdahalesini suçlarken, sonradan destekçisi oldu.
Bugün Libya parçalanmış-bölünmüş ve terörün pençesine yuvarlanmış durumda. Arap Baharı-Demokrasi ile yola çıkan Libyalılar, bugün büyük bir felaketin eşiğindeler. Her gün çatışma ve terörün yaşandığı Libya, yakın zamanda El-Kaide terörünün merkezi haline gelecek.
Libya’da yaptığı hatayı Türkiye, Suriye’de de yaptı. Vizelerin kalktığı, ortak bakanlar kuru toplantılarının yapıldığı Suriye’de, ABD ve Batı’nın sözlerine ve Arap Baharı coşkusuna kapılan Türkiye, Suriye ile ipleri kopardı. Oysaki komşumuz Suriye Türkiye’ye çok benziyor.
Suriye’de bir değişim var ve bu değişim dış güçlerin isteği ve desteği ile, ABD-İsrail çıkarları için değil, iç dinamikler sayesinde zamanla Suriye, Müslümanlar ve bölge çıkarı için olmalıydı.
ABD ve Batı istihbaratının kışkırtması ve Suudi Arabistan’ın maddi desteği ile, ‘Tekfirci Terör’ çeteleri Suriye’ye gönderilerek, ülke Moğol işgalini andırır şekilde yağmalanmaya başladı.
Daha sonra anlaşıldı ki, Arap Baharı bahane, asıl amaç İsrail’in güvenliği ve Batı'nın çıkarları. Bölgedeki İran’ın etkisinin zayıflatılması, Hizbullah’ın silahsızlandırılması, Filistin İslami Direnişi'nin desteksiz bırakılması.
Irak’ta İran’a yakın bir "İslami Devlet" istemeyen, Suriye’nin Filistinli örgütlere desteğini engellemek isteyen ve Lübnan’da çatışmalar başlatarak, ülkeyi bölmek isteyen ABD-Batı ve İsrail hegemonyası, Suudi Arabistan ve Türkiye’nin düşmanca, anlamsız ve yıkıcı dış politikası ile, Suriye’de emellerine ulaşmak istedi.
Suriye Cumhurbaşkanı Beşar Esad’ın dik ve kararlı duruşu, İran’ın yardımları ve Hizbullah’ın Lübnan dışına çıkarak, Suriye’de sahaya inmesi, tüm dengeleri ve planları değiştirdi.
Dönemin Dışişleri Bakanı, bugünün Başbakanı Ahmet Davutoğlu’nun 6 ayda Esad gidecek demesine rağmen, Esad 4 yıldır iktidarda. Suriye’de 200 binden fazla insan kaybı, milyarlarca dolar maddi kayıp ve büyük bir terör ve yıkıma rağmen, Suriye ABD-Batı ve İsrail destekli emperyalizme karşı mücadelesine devam ediyor.
Dönemin Başbakanı, şimdiki Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Suriye politikasında geri dönülmez şekilde ipleri kopardı.
Suriye’de değişim isteği, yabancı istihbaratların denetimindeki terör örgütlerine verilen destek ve imkanlar ile, ülkenin toptan yıkımına yöneldi.
Suriye buhranı, ABD-İsrail ve Batı'nın İslam ülkeleri ve Filistin üzerindeki İran hakimiyetini kırma projesi iken, Suriye’de Demokrasi ve Şii-Sünni çatışmasına dönüştürülmek istendi. Yabancı 'Tekfirci Terör' militanları ile, nasıl bir demokratik değişim yapılabilir ki?
Suriye’ye Beşar Esad ve Alevi diktatörlüğü, İran’ın Şii yayılmacı politikaları ve desteği denilerek, İsrail’in bölgedeki gayri meşruluğu unutturulmuş, baskılar azaltılmış, Filistin İslami Direniş hareketlerine verilen yardım zayıflatılmış oldu.
İsrail rahat bir şekilde iki aylık sürede Gazze’de birçok katliamlara imza attı.
Tüm bu düşmanlık ve komplolara rağmen, Filistin Direniş hareketleri İsrail’i durdurmayı başardı ve Benyamin Netanyahu hükümetinde çatlaklar oluşturarak, İsrail’i erken seçime mecbur etti.
Hizbullah, Lübnan’da 'Tekfirci Terör'e fırsat vermedi. Suriye’de Beşar Esad’a destek vererek, Lübnan sınırında ve Şam’da bizzat sahada Tekfirci militanlarla savaşarak, İsrail’in bölgede yapmak istediği oyunu bozarak, dengeleri kendi tarafına değiştirdi.
İran, hem Suriye’de ve hem de Irak’ta 'Tekfirci Terör'e karşı savaşta, bu ülkelere her türlü desteği ve yardımı yaparak ABD ve Batı’nın bölgesel oyun ve çıkarlarına darbe vurdu. ABD ve Batı, İsrail’in çıkarı ve güvenliği için bölgeyi yangın yerine çevirirken, İran, Hizbullah, Suriye, Irak ve Filistinli İslami Direniş güçlerine verdiği destek ile, İsrail’in hiçbir zaman güvende olamayacağını ortaya koydu. Hamas’ın bayraktarlığını yaptığı Gazze’deki İslami Direniş, Batı Şeria ve Kudüs’e sıçradı.
'Tekfirci Terör' grupları Suriye’de ne Şii-Sünni savaşı çıkarmayı başara bildiler ve nede bir bölgeyi tamamen işgal edebildiler. Halep’te dahil, işgal ettikleri tüm bölgelerden çıkarıldılar. Terör grupları yakın zamanda da tek işgal edilmiş olan şehir Rakka’dan da çıkarılacaktır.
Türkiye’nin Suriye dış politikası yanlışlar üzerine kurulu olduğu için, başarılı olamadı, olmayacak. AKP hükümeti ve Recep Tayyip Erdoğan ile Ahmet Davutoğlu Suriye’de uyguladıkları haksız, hukuksuz ve düşmanca dış politikalar nedeniyle zor durumda kaldı, kalmaya da devam edecekler.
Irak’ta yine öyle. Nuri Maliki hükümetine karşı darbe yapmaya çalışan Tarık Haşimi’ye destek verilmiş, Erbil ve Bağdat arasındaki sorunlar, Irak hükümetini yıkmak için kışkırtılmıştı. Barzani’yle ittifak kurup, Suriye sınırındaki Kürt Bölgesi ve Kobani’de, Kürt direniş gücü PYD hedef alınıp sorunlar çıkartılırken, IŞİD ve Nusra’nın bu bölgeye saldırısına göz yumulmuştur.
İster İran dış politikası, ister Irak, Suriye, Lübnan ve isterse İsrail’e karşı Filistin Direniş Hareketi olsun, bölgedeki tüm politikalarda Batı yanlısı, mezhepçi davranan ve pragmatist davranan Türkiye, AKP, Erdoğan ve Davutoğlu kaybeden taraf olmuştur.
Pragmatist davrananlar o zaman için belki kazanç sağlamış olabilirler ama, tarih göstermiştir ki bunlar asıl kaybeden taraftırlar.
Suriye’de Beşar Esad, Lübnan’da Hizbullah, Filistin’de İslami Direniş teşkilatları, Irak’ta Bağdat hükümeti kazanırken bölgesel anlamda da İran kazanmaya devam ediyor.
Kaybedenler ise, İsrail, Türkiye, Suudi Arabistan başta olmak üzere ABD emperyalizmi ve Batılı güçler olmaya devam ediyor.
Türkiye ve AKP, Erdoğan ve Davutoğlu’nun yanlış dış politikaları ile kaybetmeye devam edecek.
Her yükselişin bir inişi vardır. AKP, siyasi olarak artık bölünmeye, Erdoğan ve Davutoğlu ise, zayıflamaya başladı.
Türkiye, AKP ve Erdoğan Suriye politikası ile, “CAMİ İLE KİLİSE ARASINDA KALMAK” tabirini hak etti. Ne Batı'ya yarana bildi ne de istediğini yaptırabildi.
Murat Nazlı